Arkadaşlık ve Atasözleri: Tecrübenin Gösterdiği Gerçek

Hiç farklı kültürlerdeki atasözlerine göz attınız mı? Büyük ihtimalle şuna dikkat edeceksinizdir; her ne kadar kültürler arasında aşılmaz duvarlar olduğu varsayılsa da farklı coğrafyalarda benzer temalar dile getirilmiş, atasözleri benzer fikirlere ses vermiştir.

Bu şaşırtıcı bir durumdur kuşkusuz. Arada binlerce kilometre olması, tarih boyunca milletlerin farklı şartlardan geçmesi, farklı dinlere benimsemeleri, farklı iklimlerde, topraklarda büyümeleri ve farklı felsefelerin tesiri altında yetişmelerine rağmen nasıl bu kadar benzerlik olabilir?

Belki de bu durum filozofların yüzyıllarca çözmeye çalıştığı meseleleri kısmen de olsa aydınlatan bir yön taşıyordur. Adına “erdem” dediğimiz ve vasıtasıyla “ahlak”ı tanımladığımız meziyet doğuştan mı gelir, yoksa tecrübeyle mi kazanılır? Eğer doğuştan ise farklı medeniyetlerde benzer erdemlerin övüldüğüne şahit olmamız gerekiyor. Atasözlerine bakıyoruz ve şu gerçek açığa çıkıyor: Dünyanın farklı uçlarında da olsalar, insanlar benzer erdemlere güzellemede bulunmaktadır.

İşte arkadaşlık da bu erdemlerden biridir. Arkadaşlıkla ilgili atasözleri, bütün medeniyetlerde bahsi geçen kavrama verilen değere tanıklık eder ve bize yön gösterir.

Arkadaşlık hakkındaki popüler tartışmalara baktığımızda ilk sırada “arkadaşlık nedir?” sorusu olduğunu görebiliriz. Bazıları günlük eğlenceler yaşatabilen, sayesinde iyi vakit geçirebildiğimiz arkadaşlıkları kayda değer bulurken, diğerleri arkadaşlığın sadece eğlence olmadığını, aynı zamanda dertli gününde de sizin için gerektiği zaman psikolog olabilecek arkadaşların “gerçek arkadaş” statüsüne sokulabileceğini dile getiriyorlar. Bu çarpışan fikirler tartışıladursun, atasözleri bir kenardan bize şunu söylüyor: “Biz bu tartışmaları zaten yılllar önce kapatmıştık!”

Sözgelimi şu atasözünü düşünün: “İyi dost, karagünde belli olur.” Ki aynı atasözünün muadilini Amerika veya Japonya kültürlerinde bulmak da mümkündür. “Gerçek dostluk, ihtiyaç zamanında belli olur” diye bir Amerikan atasözü vardır. Her ne kadar kulağa çok basmakalıp gelse de, bu sözler bütün bu basitliğinde yüzyılların bilgeliğini taşımaktadır. Zira hepimiz kendi hayatımızdan biliriz: İlk başlarda sıkı arkadaşımız olduğunu düşündüğümüz kişinin zor zamanımızda yetişmediğini gördüğümüzde, bu bize daha acı gelir. Hatta ilk başlarda o arkadaşımıza dair çizdiğimiz pembe tablo birden yıkıldığı için daha derin bir hayal kırıklığı ve acıyla karşılaşabiliriz, başlarda onun sayesinde edindiğimiz mutluluk şimdi ise tam tersine acıya dönüşür.

İşte arkadaşlığı değerli kılan da bize bu acıları yaşatmadığı gibi tam tersine bize manevi anlamda fayda sağlamasıdır. Örneğin arkadaşlıkla ilgili atasözlerinden bir başkası da “yoldan kal, yoldaştan kalma” der bu yüzden. Bir başka atasözü yine benzer bir şekilde “can, canın yoldaşıdır” ifadesiyle arkadaşlığı metheder. Bu ifadeler elbette “gerçek” veya “iyi” dosta dair bir övgü içerir, geçici arkadaşlıklara değil. Zira onlar bizim ruhumuzu kişisel gelişim kitaplarından çok daha doğal ve kalıcı bir şekilde geliştirir, bizi yükseklere çeker. Bu yüzdendir ki “üzüm üzüme baka baka kararır”.

Ne var ki, üzümün üzüme bakması ve kararması süreci, maalesef her zaman olumlu yönde olmayabilir. Bir arkadaşımız bizim gerçekten de can dostumuz olabilir, bizi samimi olarak seviyor da olabilir. Ancak bu durum, onun bize verdiği tavsiyelerin her zaman mutluluk getireceğinin, onun sadece iyi özelliklerinden etkileneceğimizin garantisi midir? Hayır. “Kır atın yanında duran ya huyundan ya suyundan” demişlerdir. İnsanların en yakınındakilerden etkilenmemesi imkansızdır, olumsuz yönde olsa bile.

Böylesi durumlarda iki ihtimal vardır: Arkadaşımız ya –bize kötülüğü dokunsa da dokunmasa da- gerçekten kötü biridir ya da kötü huyları olmasına rağmen ıslah edilebilirdir. Birinci durumda “körle yatan şaşı kalkar” atasözünde tasvir edilen duruma mahal vermemek ve onarılmayacak derecede kötü bir karaktere sahip arkadaşlarımızı terk etmekten başka çaremiz yok. Çünkü bu tür insanlar sizleri kendisi gibi yapmadıkça rahat etmezler, kötülükleriyle ruhunuzun derinliklerine nüfuz etmeden rahat duramazlar.

Gelgelelim ıslah edilebilir insanlar böyle değildir. Siz nasıl arkadaşınızdan etkileniyorsanız siz de onu etkileyebilirsiniz. Ve dahası, hiç kimse mükemmel değildir, siz de değilsiniz. Aynı derecede kötü ve bir başkası tarafından onarılası özelliklere de belki siz de sahipsiniz ama farkına varamıyorsunuz. Arkadaşlık iki taraf için de kazançlıdır. Siz nasıl karşınızdakinin kötü özelliklerini düzeltebiliyorsanız, onlar da sizinkileri düzeltebilir.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta şu: Farkına varamadığımız kötü özelliklerimizi bize söyleyen arkadaşımıza karşı mümkün olduğunca darılmamalıyız. Evet, kısa vadede hepimiz kötü özelliklerimizle yüzleşmekten kaçınırız, çünkü yeri gelince hepimiz kendimizde olduğunu bilmediğimiz huyları ve davranışları başkasında görünce eleştiride bulunuruz. Bu yüzden “hayır, sen de öylesin” dediğinde birisi ilk başta şok geçiririz. Şöyle düşüünmeliyiz: Arkadaşımız bize bunu söylediğinde bizi berbat bir duruma sokmak için söylemiyordur, bizim belki kısa vadede kırılacak olduğumuzu bilmemize rağmen uzun vadede bu sayede kendimizi geliştireceğimizi ve ıslah olacağımızı düşünüyordur. Ne de olsa “dost acı söyler”.

Bu satırları okuyan birileri önceki paragraflardan birinde doğru arkadaş seçiminden bahsederken “bize acı yaşatmaması” kriterini öne sürmemizin sonradan söylediklerimizle çeliştiğini dile getirebilir belki. Ancak, hayır, aslında bu ikisi birbiriyle çelişmiyor, tam tersine mükemmel bir uyum yakalıyor.

Çünkü olgunlaşmadığı zaman tadı acı olan meyveler vardır, kısa vadeli düşündüğümüzde bu meyveden nefret edebiliriz. Biraz beklediğimizde meyvenin tatlılaştığını görürüz. Dostumuzun bize acıyı söylemesi de böyledir: Söylediklerinin sonuçlarını beklemeliyiz; belki de, hatta muhtemelen gelecekte geriye dönüp ona “ne kadar haklıymışsın” diyeceğiz. İşte bu dostluğun anahtarıdır: Uzun vadeli düşünmek. İnsanlığın yüzyıllarca edindiği birikimin bir manifestosu olan atasözlerinde de ittifak edilen ilke çok açıktır: Kısa vadeli düşünmenin hiç kimseye faydası yoktur, özellikle arkadaşlıklarda.



Facebook Comments

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir