Dostlarımızla Farklılıklarımız Bağlarımızdır

Şöyle bir mitolojik hikaye anlatılır Eski Yunan’dan: Bir zamanlar insanlar bugün olduğu gibi tek değil, yaratılıştan birbirine yapışık çifter kişiler halindelermiş. Yapışıklarmış birbirlerine, hem ayaktan hem kollardan. Ancak Zeus, bir gün insanlara bilmediğimiz bir sebepten dolayı sinirlenmiş. Bir ceza vermiş onlara. İki kişi halinde dolaşan insanları birbirinden ayırmış ve o günden sonra herkes eskiden yapışık olduğu çiftini aramaya başlamış.

Ne kadar sadece hoş bir masaldan ibaret dursa da, bu mit insanlık gerçeğini bize yeterince anlatıyor. Bizler, modern zamanlarda kendi dünyalarında birer birey olarak yaşadığımız, diğerleriyle görünürde pek bir bağımız olmadığı için zaman zaman yalnızlığa düzdüğümüz güzellemelerde biraz aşırıya kaçıyoruz. Yalnızlığa en çok aşık olanlar bile, onu kaçınılmaz olarak sık sık dostlukla “aldatıyor”.

Hangimiz bir başkasının varlığına ihtiyaç duymuyoruz? Tek başına yaşamanın kaderimiz olmadığını söylemek sadece romantik bir söylemden ibaret de değil. Hayatınızda en çok mutlu olduğunuz anları gözden geçirin. Bunların çok önemli bir bölümünün sevdiklerinize yaptığınız iyilikler sonucu elde ettiğiniz mutluluklardan oluştuğunu göreceksiniz.

Bir araştırma diyordu ki; kişinin başkaları için para harcaması, kendisine yaptığı harcamalardan daha çok mutlu ediyormuş. Demek ki hepimizin arasında görünmez bağlar var. Biz onları zamanla keşfediyoruz.

Dostluk sadece romantik bir methiye düzülesi bir kavramdan mı ibaret? Hayır, aynı zamanda hepimiz için su gibi bir ihtiyaç. Onun değerini bilim de gösteriyor. Virginia Üniversitesi’nde yapılan bir başka araştırma da dostluğun empati gücümüzü kuvvetlendirdiğini dile getirmekte. Araştırma kapsamında iki seçenek sunuluyor deneklere: Ya kendine küçük bir elektro şok verilmesini kabul edeceksin ya da arkadaşına.

Kötümser, araştırmanın sonucuna dair şöyle bir tahminde bulunacaktır hemen: “Elbette arkadaşına verilmesini tercih etmişlerdir. Bu bencil, bu çıkarcı, bu kendinden başkasını düşünmeyen insanlar, bu habis insan doğası yok mu!”

Görülüyor ki, kötümserin negatif beklentilerini yalanlıyor araştırma. Denekler başkası yerine kendilerine şok verilmesini istiyorlar. James Coan, bu araştırmayı yöneten bilim adamı, diyor ki: “Zamanla kendimizi yakın olduklarımızla bağdaştırıyoruz.” Bunun nedeni ise: “İnsanlar refah içinde yaşamak için bir araya gelirler. Aynı hedefleri ve kaynakları paylaşıyoruz. Bir kişi dostunuzu tehdit ediyorsa, aslında bizim kaynaklarımızı ve hedeflerimizi tehdit etmiş olur.”

İşte bu yüzden her yönüyle farklı olan bizler, kendi yaşamlarında farklı amaçları, farklı zevkleri, beklentileri, heyecanları, ilgileri ve üzüntüleri olan, aynı yemekleri sevmeyen, aynı filme gitmeyenler çok ilginç bir şekilde o “görünmez bağ”ı keşfedebiliyoruz. İnsanlar şunu sormuşlardır birbirlerine: “Bu dünyaya gelirken hiçbir rızamız yoktu, ancak bir kere gelmişsek dünyaya yaşamaya bakacağız artık, neden burayı daha iyi bir yer haline getirmeyelim ki?”

Bunu tek başlarına yapamayacaklardır. Herkesin farklı bir yeteneği vardır ve hayatta kalmak için tek bir yetenek yetmeyecektir. Kimi avcılık yapacaktır, kimi tarımda daha beceriklidir. Bir gün bir avcı, toplayıcının ondan daha iyi olduğunu görür ve o anda ona şunu söyler: “Hey dostum, ben sana yardım edeyim, sen de bana yardım et, hepimiz için en hayırlısı bu.” İşte o an iki taraf da ellerini sıkıştırır. Dostluğun tarihinin yazılmasını tetikleyecek kilometre taşı budur.

Ne var ki, insanlara sadece yemek ve içmek yetmeyecektir bir müddetten sonra. Karnı doyan herkes mutlu değildir ne de olsa. Bir gün kendini onlarca derdinden dolayı kötü hisseden insan, bütün bunun nedenini anlayamadan hayıflanır: “Yemeğimi yedim, suyumu içtim. Hiçbir hastalığım da yok. Nedir bu kederimin kaynağı? Neden bu kadar mutsuzum?”

Sonra karnını doyurmak için beraber iş yaptığı adama alışverişe gidecektir. Birden muhabbet her zamanki iş güç muhabbetlerinden başka bir yöne doğru açılır. Çok mutsuz olduğundan bahseder ona. Diğer adam da birden şaşırır ve “Evet, ben de mutsuz hissediyordum ve karnımı doyurmama rağmen beni mutsuz edenin ne olduğunu çözemiyordum” der. Bir başka daha mutsuz keşfedilmiştir; ancak mutsuzluklar diğerlerinin mutsuzluğuyla birlikte çoğalmayacak, azalacaktır.

İşte dostluğu esas olay da budur.  Dostluk, o Yunan mitindeki gibi bizi uzun zaman önce ayıranın ne olduğunu bilememekten kaynaklanmıştır. İnsanlar aralarındaki farkların yarattığı yanılsamayı zamanla aşarlar; diğerlerinin farklı olduklarını, ancak onları bir yapboz misali birbirlerine yakınlaştıranın da bu olduğunu anlarlar, aradaki perde böylece açılır ve “Dostluk” adlı hikaye başlar.

Çünkü Tarkovski’nin de dediği gibi “Biz bir uyumsuzlukla sımsıkı bağlıyız.”

Facebook Comments

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir