İslam’da Dostluğun Önemi

İslam dini yeryüzüne barış getirmek ve insanlar üzerindeki ayrımları sona erdirmek üzere inmiştir. İnsanlar bir bütündür İslam’a göre, hiç kimsenin ötekine ayrıcalığı yoktur ve üstünlük ancak takvadadır. Bundan dolayı kardeşçe yaşama iradesine sahip olmak, insanlarla sevgi ve muhabbet bağını artırma çabası bir müminin en çok övgüye şayan hasletlerindendir.

Allah’ın isimlerinden biri de “Vedud”dur. Vedud ismi, Allah’ın kullarına karşı şefkat ve muhabbet içerisinde dolu olduğunu, sevgi ve dostluk hissini yarattığını bize bildirmektedir. Gerçek bir mümin bu ismin insanda tecellisinin sırlarına vakıf olandır.

Allah bizi şefkatli olmakla yükümlü kıldığından dolayı her Müslüman zekat vermekle, malını paylaşmakla, darda kalana yardım etmekle mükelleftir. Zira gözünü bencillik, açgözlülük, cimrilik bürümüş ve dünya malını gereğinden fazla biriktirme hevesiyle hırs yapan insanların bulunduğu bir toplum, kendi mensupları arasındaki o görünmez tutkalı kaybeder.

İşte bu yüzden cuma namazında cemaat safların sıklaştırmadığında hemen uyarılır. Müminler arasına hiçbir şey girmemelidir; bir hadiste bunun için şöyle buyurulur: “Saflarınızı düz tutunuz. Saf düzeni için elinizden tutup çeken kardeşlerinize yumuşak davranınız. Şeytanın girebileceği boşluklar bırakmayınız.”

İslam dininin dostluk anlayışı işte bu hadiste saklıdır. Mümin dostlarımızla aramızda hiçbir boşluk kabul edilemez. Zira kardeşlerimizle aramız açıldığında, şeytan hemen bunu görür ve fırsatları değerlendirir. Yalnız başımıza kaldığımızda aklımıza türlü fenalıkların geldiği olur. Şeytan, kötülük yapmamız için kulağımıza fısıldar durmadan. Ancak ne zaman bir dost bize elini uzatsa ve tam günaha girecekken bize “dur!” diye ikaz etse, bir şeyleri yanlış yaptığımıza anlarız ve onun sayesinde “sinsice göğüslere ve kalplere vesvese vererek” (Nas, 114/4-5) hareket eden şeytanı kalbimizden uzaklaştırır. Derin bir batağa saplanmışsak bile iyi bir dost bize şefkat elini uzatır, vicdanımızın ve yüreğimizin sesi olur bizlere. Bir hadis bize müminlerin adeta bir vücudun uzuvları gibi olduğunu hatırlatır: “Müminler birbirini sevmekte, birbirine şefkat göstermekte ve korumakta, herhangi bir organı rahatsız olduğunda diğer organları da bu yüzden uykusuzluğa ve hummaya tutulan bir vücut gibidirler”

Bütün gerçek dostlar hayatımızla aramıza giren şeytanları engellememizi sağlar, onlar takva yolunda bizim can yoldaşımızdır.

Dostlar arasına giren şeytanı engellemenin formülü ise ilk başta kolay görünür: Allah’ın ipine sarılmak. Mamafih bu basit görünen formül yine de gayretkeş bir mücadele gerektirir. Mücadele nefsimizledir, mücadele iptidai dünyevi arzularımızladır.

Dünyevi arzularımızın karıştığı sözde dostluklar da vardır elbette. Bu noktada sahte dost ve gerçek dost ayrımı ortaya çıkar. Biri tamamen çıkar ilişkisine dayanır. Bencillik duyguları ve dünyevi arzular ön plandadır, menfaatler yerine gelene kadar her şey mükemmeldir, sözde dostlar çıkarları bittikten sonra  birbirlerine veda ederler.

Bir de gerçek dost vardır ki, dinimizin ona düzdüğü methiyeler bitmez. Gerçek dost, karşısındakine borçlu-alacaklı ilişkisi içinde bakmaz. Kardeşine kendi yaptığı iyilikleri çok kolay unutur, hiçbir zaman ona geçmişte bulunduğu lütufları hatırlatmaz; kendisine yapılan iyilikleri ise her daim hatırlar. Sevgi ve muhabbete sıfır toplamlı bir oyun olarak bakmaz; Allah’ın sonsuz rahmetinin yansıması olan sevginin kainatta hiç tükenmediği gibi, durmadan büyüdüğünü düşünür.

Gerçek dostluk neticede iki dost için de faydalıdır ama iki dost da işledikleri salih amelleri ilk başta fayda için yapmaz. Dostluğun meyvesi büyüktür ama gerçek dostlar yaptıklarını o meyve için yapmaz, sadece Allah rızası için yapar.

Toparlamak gerekirse, gerçek dostun özellikleri şöyle sıralanabilir:

  1. Karşılıksız dostluk kuranlar “birbirlerine iyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar”. (Tevbe, 71)
  2. Maddi olarak başı sıkışan bir dost, diğerine yardım eder. Dünyalık kaygısına girmez, kazandıklarının fazlasını dostu için verir, çünkü herkes dara düşebilir.
  3. Kendisinde olanı kardeşi için de ister; çirkin haset duygularına girmez. Tam tersine başkasında olan için de “bende niye yok?” diye haset etmez; Allah’ın ondan alıp kendisine vermesi için değil, herkese aynısını vermesi için dua eder.
  4. Derdi olunca dostunu gerçekten dinler, dinliyormuş gibi yapmaz. Onun derdiyle dertlenir, acısıyla kederlenir, sevinciyle sevinir.
  5. Dostu yanlış bir şey yapınca onu desteklemez, uyarır. Eğer dostu anlık olarak nefsine kapılıp günah işlemeye kalkmışsa onun önünü kesmek için çabalar, günahı çoktan işlemişse tövbe etmesi için her şeyi yapar.
  6. İyi günde dostunun yanındayken, kötü günde onun yanından kaçmaz. İyi günde dost olmak kolaydır, çünkü iyi gün dostluğunun kısa vadede gelen meyveleri tatlıdır; oysa dostluk acının da tadına bakmayı gerektirir.

Her bir yanı İslam dinin sevgi ve dostluğuyla yoğrulmuş kültürümüzde de dostluğu ve sevgiyi bizatihi kendisi için istememiz öğütlenir. Sevginin şairi Yunus Emre bize şöyle seslenir yüzyıllar öncesinden: “Gelin Tanışık idelim, işin kolayın tutalım / Sevelim, sevilelim, dünya kimseye kalmaz!”

Gelin biz de kimseye kalmayan bu dünyanın her köşesine beklentisiz ve şartsız dostluğun adını kazıyalım.

Bu arada dostluk sözleri ve güzel sözler sayfalarımızı ziyaret etmeyi unutmayın.

Facebook Comments

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir